Tuval üzerine yağlı boya // Oil on canvas
35x50 cm
2016

Başka Bir Dünyanın Zerafeti // grace of another world - 31 Oct - 19 Dec 2015


Bana Oradayken Ulaşamazsın / Can't Reach me There, 2015
80x60 cm, tuval üzerine yağlı boya / oil on canvas

Büyükten Küçük / Smaller than Big, 2014,  4x1 cm, bulunmuş nesne / found object 


İyiden Uzak / Far From Good, 2015, 15x23x16 cm, Seramik / Ceramic
Başka Bir Dünyanın Zarafeti

“Size öyle küçük bir şey söylemeye çalışıyorum ki, söylerken onu zedelemekten korkuyorum.” Christian Bobin

Sergi, ismini, Gilles Deleuze’ün sinema estetiği üzerine yazdığı iki ciltlik çalışmasının ilk cildi olan Image-Mouvement (Hareket-İmge) isimli kitabında yer verdiği bir cümleden alıyor. Deleuze, hareketi, sübjektif ve objektif algı olarak ikili bir sistem içinde tartıştığı bir yerde, Fransız sinemasının bu subjektiviteyi keşfinin tanığı olarak suyla kurduğu ilişkiden bahsederken, su diyor, öyle bir ortam ki, hareketin kendisini hareket eden şeyden ayırabiliyor; hareketliliği hareketten soyabiliyoruz; suyun soyut akışkanlığı yeryüzü insanından farklı bir dünyaya ait bir insanın ortamını bize yaratabiliyor; sudaki hareket, adeta ‘başka bir dünyanın zarafetini’ çağırıyor.

Ulus Baker ise, Sanat ve Arzu seminerlerinde, bakış açısı mefhumu’nu anlatırken başvuruyor bu söze ve başka dünyadan olmanın taşıdığı zarafeti, hayvanlardan örnek vererek yine su ve kara karşıtlığına göndererek açıklamaya çalışıyor. Bir kuğu, diyor, kendi dünyası olan sudan çıkıp karaya ayak bastığında paytak paytak yürümeye başladığında, onun bu kusuru bizde bir hayranlık uyandırır; kesinlikle acımayız ona. O sarsak yürüyüş hoşumuza gider çünkü zariftir. Kuğunun kendi dünyasından bizlere taşıdığı bir zarafet, bir ışıldama vardır. İşte philia yani dostluk, sevgi ya da aşk olarak karşılayabileceğimiz duygulanımın başlangıcının da bu öte ya da başka dünyaya duyulan hoşlanma ve merakla başladığının vurgusunu yapıyor. “Bu başka dünyalı olma halini anlamamız gerekmez ondan hoşlanmamız için; tıpkı bir tablonun önüne geçtiğimizde karşımızda duran imgenin bizde hayranlık uyandırmasının onu anlamamızdan çok önce gerçekleşmesi gibi.”

Doğumumuzdan itibaren duyularımız aracılığıyla algılayabildiğimiz ve kendimizi, içinde bulunduğumuz dünyadan ayırt ederek çizdiğimiz sınırla ifade ettiğimiz andan itibaren temellük ettiklerimizi, mutlak gerçeklikler olarak kabul etmektense, hep bir şüpheyle yaklaşabilmenin zarafeti bu. Bir başka dünyadan olma, bir özgürlük alanını katettirdiği için, kişinin, temas ettiği farklı dünyalara bilinemezliğin gölgesinde duyduğu saygı ve kendi varoluşunun olası ağırlığından duyduğu utancın bir sonucu olarak bir afallama içinde olması; kendi dünyası ile diğer dünyalar arasındaki bu ara bölgede, kendi mevcudiyeti ile ötekine uyguladığı şiddet arasında belki biraz mahcup bir edayla yaşamaya çalışması. Bize göre sanatçının dünyalararasılığı da böyle bir varoluş. Dolayısıyla, görünenlerin anlık hisler vasıtasıyla hakikatle örtüştüğü ama uzun sürmediği, cismaniyetin açığa çıktığı ölçüde arkasındakini kapattığı temsil dünyasında bir varolup aynı hızla yok olan dünyalardan ve gözün gördüğüne koşulsuz bir inanç içinde olmamanın zarafetinden dem vuruyoruz. Aklın ve akıl olmayanın, anlam ve anlam olmayanın arasında bir örümcek titizliği ve sessizliğinde gezinebilmenin, kendiliğindenliğin kollarında mutlu olmanın zarafetinden; kibar olmakla ya da nezaket kuralları olarak geliştirilmiş, bedenin kodlanarak tahakkümünü içeren bir dizi sosyalleşme aygıtıyla alakası olmayan bir şeyden.

-----------------------------------------------------------------

Grace of Another World

“I’m trying to tell you something so small that I fear I might harm it in the process.” Christian Bobin

The exhibition takes its title from a sentence in Gilles Deleuze’s Image-Mouvement, the first book of his two-volume study on film aesthetics. At a point where he discusses movement within a dual system of subjective and objective perception, Deleuze mentions the relationship French cinema forges with water as witness to its discovery of this subjectivity. Water, he says, is a medium that can distinguish movement itself from that which is moving; we can divest mobility from movement; the abstract fluidity of water is able to create for us the environment of a person who belongs to a different world than the earthly person; it is as if movement in water calls on the “grace of another world”.

Ulus Baker refers to this quote while explaining the concept of point of view in his Art and Desire seminars, and tries to clarify the grace inherent in being from another world by giving examples from animals and again by going back to the opposition of land and water. When a swan, he says, goes out of its own element, which is water, and starts to waddle on land, this flaw fascinates us; we certainly do not pity it. The tottering walk appeals to us because it is graceful. The swan brings us a kind of grace or radiance from its own world. It is with this very appeal and curiosity of an over and other world that the affect we can describe as philia, that is friendship or love begins. “We do not need to understand this state of being from another world in order to like it – just as the fascination an image incites in us when we look at a painting takes place a lot before we actually understand it.”

This is the grace of being able to always approach with doubt what we have perceived with our senses since birth, and what we have appropriated since we defined ourselves by the boundary we drew between ourselves and the world we live in, instead of accepting them as absolute truths. It is the state of being taken aback as a result of one’s respect in the shadow of the unknown for the different worlds with which one comes in contact, and of the shame one feels of the possible weight of one’s existence, as being of another world has one traversing a space of freedom – it is one’s trying to live perhaps with a tinge of embarrassment in this middle area between one’s world and other worlds, between one’s presence and the violence this exerts on the other. We think that artists’ being-between-worlds is such an existence. Therefore, we are talking of worlds that come into being and disappear as fast as they came, and of the grace of not having unconditional faith in what the eye can see in this world of representation where whatever lies behind is occluded from view to the extent that materiality gets expressed, and where what is visible corresponds with the truth through momentary sensations but does not last. The grace of being able to roam around between reason and non-reason, meaning and non-meaning with the meticulous silence of a spider, of being happy in the arms of spontaneity; of something that has nothing to do with a series of socialization devices developed as a means to be polite or refined and involving the domination of the body through its codification.                                                                                                                           

What If @Alan İstanbul




Merve Şendil, hayal gücünün izlerini izleyici ile buluşturduğu sergisinde, farklı mediumları kullanarak bizleri alışık olduğumuzun dışında bir dünyaya davet ediyor. Sanatçı kendisinin Orion Bulutsusundan Dünya’ya dönüşü şeklinde hikayeleştirdiği bu yeni evreni, içinde yaşadığımız gerçekliğin sonsuz sayıdaki türevlerinden bir tanesi olarak üretiyor. Böylece hem kendisi hem de izleyici, içinde bulunduğumuz, benliğimizde kodlanan ve gerçek olduğuna kendimizi inandırdığımız algılarımızı yeniden üretebilecekleri yeni bir bağlama dahil olabilecek.

Sanatçının kurguladığı bu yeni dünya, bir çağdaş sanat galeri mekanında kimi zaman gerçeküstü kimi zaman da gizemli göndermeler içeren bir seri ile, 3 boyutlu, resimsel ve ses enstelasyonu şeklinde bir araya geliyor. Her bir iş hem kendi içerisinde ayrı birer parça olarak davranırken hem de birbirleri ile diyalog kuran bir bütünü üretiyorlar. Sanatçı, izleyici ile ortak bellek aralığında, özellikle batı merkezli masalların hissiyatını çağdaş sanat düzlemine aktararak sıkılıkla karşılaşmadığımız özgünlükte ve özellikte bir sergi ortaya koyuyor.

Daha önceki sergilerinde tanık olduğumuz örgü ve kablo-ses yerleştirmelerine, tuval üzeri yağlıboya, özel tasarlanmış hazır nesne heykeller ve yine sanatçı tarafından tasarlanmış çerçeveli görsel işler eşlik ediyor. Serginin hikayesel yönüne vurgu yapan işlerin yanı sıra; sanatçı nesnelerin standart boyutlarında fazla abartıdan kaçınarak, aslında fantastik ile gerçeklik arasındaki mesafeyi korumaya dikkat ediyor. Bu, “karanlığımızın arkasındaki şeyler”in birer silüet gibi belli belirsiz ortaya çıktığı bir ana denk düşüyor.

Başlangıç/ Beginning
Kağıt üzerine Akrilik/ Acrylic on paper
15x20 cm
2009



Düş Altın I/ Daydream Gold I

125x93x13cm
2014

ÜZERİME GÖKYÜZÜ İNDİ VE UYANDIM
ARTIK HEM YERE AYAK BASIP
AYNI ANDA YAĞMURUN ÜZERİNDE KALABİLİRDİM
Düş Siyah I/ Daydream Black I

125x93x13cm
2014

KENDİMİN OLMADIĞI BİR YERE HİÇ GİTMEDİM
DÜNYAYI DA KURTARAMADIM GERÇEKLİĞİN CANAVARLARINDAN
SADECE İÇİNDE ÖZGÜR KALSIN DİYE
KENDİME YARATTIM YENİ BİR DÜNYA.

Düş Gümüş I/ Daydream Silver I 

125x93x13cm
2014

YARATILAN BEN DEĞİLDİM, KRALLIĞIM
RÜZGAR ÖZGÜR KALSIN DİYE AĞZIMI AÇTIM
SONRASI ŞİMŞEK, FIRTINA.


Intergalaktik/ Intergalactic
Tuval üzerine yağlı boya/ Oil on canvas 
120 x 160 cm
2014



Interstellar // Yıldızlar Arası
Pleksiglas ayna, Ahşap // Plexiglass mirror, Wood
250x85 cm
2014

Tuval üzerine akrilik yün/ Acrylic wool on canvas
64x84 cm
2014




 Small from Big/ Büyükten Küçük
Pirinç/ Brass
5x4 cm
2014


Big from Small/ Küçükten Büyük
Seramik/ Seramic
15x25 cm
2014


Kale/ Castle
Tuval üzerine yağlı boya/ Oil on cavas 
120x120 cm
2014



Kraliyet senfonisi/ Royal Symphony
Bakır,polyester, ses / Copper, polyester, sound
Değişken Boyutlar // Variable dimensions
2014


Çok Sesli \\ Plurivocality @ İstanbul Modern



Türkiye’de Görsel Sanatlar ve Müzik
27 Haziran - 27 Kasım 2014
İstanbul Modern’in kuruluşunun 10. yılı kapsamında hazırlanan ‘‘Çok Sesli’’, Türkiye’de görsel ve işitsel sanatlar arasındaki etkileşimlere işaret etmeyi ve bu alandaki güncel üretimlerden bir seçki sunmayı hedefliyor.
Görsel sanatların ses ve müzik ile geçmişten günümüze kurduğu yakın bağı araştıran  “Çok Sesli”, sanatçıların kişisel ve toplumsal süreçlerde müziğe duydukları özel ilgiyi yansıtıyor. Görsel ve işitsel olanı bir arada düşünen sanatçıların son dönem çalışmalarını sunan sergideki resim, heykel, video ve yerleştirmeler; ses ve müziği bir tema, kavram ya da sorunsal olarak görselleştiriyor veya farklı müzik ve ses biçimlerini bir metafor ya da ifade aracı olarak kullanıyor. Sergi, ses ve müziğin kültürel ve sosyopolitik bir aktarım olarak Türkiye’deki yerini ve çeşitli müzik akımlarının görsel sanat pratiklerindeki etkilerini anlamak için de bir kaynak niteliğinde.
Sergi salonunun girişinde yer alan ‘‘Repertuar’’ ise, Türkiye’de müzik ve görsel sanatların kesişme noktalarına ve geçmiş dönemlerdeki işbirliklerine dair bir araştırma alanı. Aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden 1980’li yıllara Türkiye’nin sosyokültürel tarihini görsel sanatlar ve müzik alanındaki yansımalarıyla inceleme yolunda bir girişim.
Sergi kataloğunda yapıtlara dair açıklayıcı metin ve fotoğrafların yanı sıra ses, müzik ve imge politikalarını ele alan makaleler ve “Repertuar” araştırmasına ayrılan özel bir bölüm bulunuyor.
Sanatçılar: Nevin Aladağ, Fikret Atay, Semiha Berksoy, Hüseyin Çağlayan, Ergin Çavuşoğlu, Burhan Doğançay, Cevdet Erek, Borga Kantürk, Servet Koçyiğit, Füsun Onur, Ferhat Özgür, Sarkis, Erinç Seymen, Merve Şendil, Hale Tenger, Vahit Tuna, :mentalKLINIK
Küratörler: Çelenk Bafra, Levent Çalıkoğlu

Visual Arts and Music in Turkey 
June 27 - November 27, 2014
Within the scope of its 10th year, Istanbul Modern presents “Plurivocality”, an exhibition investigating the interrelations between auditory and visual arts through a selection of contemporary artwork in Turkey.
Exploring the close bond the visual arts have established with sound and music from past to present, “Plurivocality” reveals the special personal and social roles music plays in artistic processes. The exhibition features current works by artists that treat the visual and the auditory not as distinct disciplines, but rather as two fields that work in tandem.  The paintings, sculptures, videos, and installations in the exhibition render sound and music visually as a theme, concept, or issue, using different forms of music and sound as metaphors and means of expression. The exhibition also serves as a source for understanding the cultural and sociopolitical role sound and music play in Turkey and how various music trends have influenced visual art practices.
A research area at the entrance of the exhibition hall, “Repertoire” explores the intersections between music and the visual arts in Turkey as well as past collaborations between actors in the two fields. “Repertoire” is an initiative that examines Turkey’s sociocultural history from the late Ottoman era to the 1980s via its reflections in the visual arts and music.
The exhibition catalogue features texts and visuals of exhibited works, articles on the politics of sound, music and image, along with the content of the research area “Repertoire”.
Artists: Nevin Aladağ, Fikret Atay, Semiha Berksoy, Hussein Chalayan, Ergin Çavuşoğlu, Burhan Doğançay, Cevdet Erek, Borga Kantürk, Servet Koçyiğit, Füsun Onur, Ferhat Özgür, Sarkis, Erinç Seymen, Merve Şendil, Hale Tenger, Vahit Tuna, :mentalKLINIK
Curators: Çelenk Bafra, Levent Çalıkoğlu






Artinternational 2013



  
  "ENEMY"
    Knit on canvas
    208 x 208 cm.
    2013|





Bölge Radyosu // Radio Zone



…ufukta hayal gibi belirmiş bütün değişimler
 “Eskiden gelecek sadece bu anın bir devamıydı.Ufuk çizgisinde görünen bütün değişimleriyle.” (A.Tarkovsy, Stalker isimli filminden.)
Ulaştığımız geri dönüşsüz noktanın, bizi giderek yalnızlaştırıp, tekilleştirdiği bir ufuk aralığında, bu belirsiz sürecin akışı esnasında yaşadıklarımızı, geçmiş ve geleceğimizi,  duygu ve bilgilerimizi anlamını yitirip kaybolmadan derlemeye çalışmak.  Güncel sanat ortamı içinde yaşadığımız döneme ilişkin kaygılarımız, anlamını yitiren okumalarımız;  bütün bunların oluşturduğu tanımlanamayan karanlık çekim merkezinin yarattığı yönsüzlük halini sorgulamak adına bir sergi yapmak. Bu sergiyi, Türkiye güncel sanat ortamında, devre dışı bırakılan, araştırma ve üretim zeminini kaybeden kurum dışı pratiklerin, bireysel sanatçı duruşlarının geçmişe dair tanıklık ve bu güne ait çabaları üzerine odaklanacak bir üretim süreci olarak tasarlamak.
MARS İstanbul yirmi gün boyunca, katılımcıların deneyimlerinden, tanıklıklarından hareketle, kendi varoluşlarına ve sanat dünyasına ilişkin yüzleşmelerin yaşandığı bir etkinlik sürecine ev sahipliği yapacak. Mekan; üç haftalık program süresince,  toplantıların ve sunumların yapıldığı bir laboratuar alanına, bireysel kayıtların ve arşivlerin paylaşıldığı bir ofise ve sanatçıların hareket noktasını oluşturan üretimlerini gösterdikleri bir alana dönüştürülecek. Bu açık program modelinin tercih ediliş nedeni ise; genişleyen bir tartışma alanı yaratmak ve güncel sanat ortamında, özellikle üreticiler arasında eksilen diyaloğu yeniden sağlamaya çalışmaktır.
Gündeme getirilen temel soru;  sanatçıların, belirleyici ana akım kurumlar olmaksızın, sanat ortamına ilişkin, tartışma, anlamlandırma  ve üretim süreçlerinde devamlılık gösterebilecekleri,  birbirleriyle ve bireylerin kendi inisiyatifleriyle dahil olabilecekleri bir özel alan yaratılabilir mi?
Sergilenen sanat çalışmalarının yanı sıra bu süreç içerisinde, bir radyo oluşumu, podcast yayınları, sunum-performanslar ve kısa zamanlı bir sanatçı davet programı gerçekleştirilecek. Bu sayede  sergi olgusunun sadece tamamlanmış yapıtlar ve araştırmaların sonuç odaklı gösterimlerine ilişkin bir organizasyon olmadığı vurgusu yapılarak, alternatif modeller üretilmesi  hedefleniyor. Etkinlik özellikle sergileme ve üretim sürecinin devamlılığını sorgulayıp,  (açıldığı günkü) başlangıç noktasından, (kapanış tarihi ) bitiş noktasına kadar, artı değer üretimlerinin farklı stratejilerine odaklanacak. Bu katmanlı yapı, mekan içerisinde tamamlanmış olan üretimler (geçmiş) ile o süreç boyunca gerçekleşecek üretimleri (şimdi) arasında karmaşık ve paralel bir devamlılık, gel-git alanı yaratmayı amaçlıyor.


…with all the changes that loomed far behind the horizon

2.5- 22.05.2013, MARS İstanbul - Açılış Opening: 02.05.2013, 18:00

Participants: Gizem Akkoyunoğlu, Tufan Baltalar, Hera Büyüktaşçıyan, Elmas Deniz, Mehmet Dere, Yunus E.Erdoğan, Elif Erkan, Özge Ersoy, Özgül Kılınçarslan, Erden Kosova, Esra Okyay, Önder Özengi, Sümer Sayın, Ahmet H. Soydemir , Gökçe Süvari, Merve Şendil, Vahit Tuna, Berkay Tuncay, Merve Ünsal, Çiğdem Zeytin, Didem Yazıcı, Ezgi Yakın, Orhan Yıldız, Serra Tansel, Curator: Borga Kantürk

Working Hours: Tuesday- Saturday: 11:00– 18:00 - http://marsistanbul.net
Contact: Pınar Öğrenci pinar@marsistanbul.net

“The future used to be just a continuation of the present, with all the changes looming far behind the
horizon.” (A.Tarkovsky, Stalker)

An attempt to compile what we have experienced, our past and present, emotions and knowledge in the
horizon; during the obscure process through which the irreversible point we reached has gradually isolated and singularized us; without letting them lose their meaning and vanish. To make an exhibition in order to question our concerns regarding the period we go through within the contemporary art scene, our meaningless readings; and the lack of direction created by the dark, unidentified centre of attraction that comprises all of these.To design this exhibition as a production process that will focus on the retrospective witnessing of the excluded non-institutional practices and individual artist stances that lose their ground for research and production, in the contemporary art scene of Turkey and their efforts regarding the present.

MARS İstanbul will host a process of events; which will present encounters concerning the self existence of the participants and art world that nourish with their experiences and witnesses, for twenty days. The place will be transformed into a space of laboratory where meetings and presentations are held, an office where individual records and archives will be shared and an area that the artists will present their productions that constitute their point of departure; throughout a period of 3 weeks. The reason why this open program was preferred is to establish an expanding space for discussion and to attempt to reinstate the dialogue that diminished within the contemporary art scene, especially among producers.

The primary question that is proposed is; whether it is possible to create a private area where artists can
persist in processes of discussion, interpretation and production, referring to the art scene, without the
determinacy of mainstream institutions, and where they can be involved in with themselves and with their own initiatives.

Besides the art works to be exhibited, a radio formation, podcast broadcasts, presentations-performances and a short term artist residency program will be held within this period. By this means, it is aimed to create alternative models by emphasizing the fact that the notion of exhibition is not an organization regarding result-oriented displays of completed work and research. The event will specifically focus on questioning the persistence of the process of exhibiting and production, and the different strategies of surplus production, starting from the beginning (date of opening) till the end (date of closing). This stratified structure targets to create a tidal area; a complex and parallel persistence between the completed works in space (the past) and the works to be realized during that process (present).

MARS İstanbul, is an independent art space residing in the district of Tophane. It is founded by Pınar Öğrenci, who is an architect and an artist, in 2010. It is a non-profit space that is established with the idea to create a ‘Space for Art’ and the aim to unite artists,
curators, critics and the audience.

Firuz Ağa Mahallesi Bostanbaşı Caddesi No:10 Taksim/İstanbul Tel&Faks: 0212 2454850/05327316256

www.marsistanbul.net

Event Program:

…with all the changes that loomed far behind the horizon
Exhibition Dates: 2 – 22 May 2013

> Radio program:
Radio Zone: Merve Şendil, Vahit Tuna
Date: Each Wednesday throughout the exhibition
May 8 / May 15 / May 22, 2013, Time: 18:00

www.radiofil.fm

>Short term artist residency program: Berkay Tuncay
Dates: 7 -17 May 2013, Location: Mars İstanbul

>Discussions:
3 exhibitions, models, strategies realized by independent bodies, between 2007-2011

1- in the irregular Topography of the Mind 2011
Speakers:Gökce Süvari – Hera Büyüktaşcıyan, 4 May 2013 Saturday, time: 18:00

2- Relative Positions and Conclusions 2009
Speaker: Önder Özengi, 11 May 2013, Saturday, time: 18:003-The Unmarked Categories2007
Speaker: Elmas Deniz, 18 May 2013, Saturday, time: 18:00

>Podcast Program:
Do you need a tape recorder to save your ideas?
Prepared by: Didem Yazıcı, Artists: Elif Erkan, Serra Tansel,
2- 22 May 2013, throughout the exhibition

>Presentations and Performances:

1- ’ Economies of Alternative Art Institutions and Labor Processes: A Case Analysis’ Önder
Özengi, 4May 2013, Saturday, time: 16:00

2-‘Try valuation’, Merve Ünsal, 14 May 2013,Tuesday , time: 18:00

3-‘Free translation of Diedrich Diederichsen’s ‘On (Surplus) Value in Art’ (2008) Özge Ersoy, open
event, over Google doc (Online). 2 - 22 May 2013, throughout the exhibition.

Firuz Ağa Mahallesi Bostanbaşı Caddesi No:10 Taksim/İstanbul Tel&Faks: 0212 2454850/05327316256

www.marsistanbul.net

@ Social Animals







``Free at Last``
(Acrilic )Wool on Canvas
210 x 210 cm.
2013















Possible at this universe series


35x50 cm. 
oil on canvas 
2012


25x45 cm.(x2) 
linol press
2013



 48x48x9cm.
knitt
2013








BirdDay @ Pi Art Works











Merve Şendil, daha önceki kurgularında olduğu gibi “Birdday”de de izleyicinin işini biraz
kolaylaştırmak istemiş ve işlerinde hayal gücünü harekete geçirebilecek ve hikayesinde adı geçen imgelerin somut iz düşümü olan görselleri kullanmış. Görselleri somutlaştırırken kullandığı farklı medyalar arasında özellikle örgü, düğümleme ve içiçe geçmelerin simgesi olarak, sanatçının algısal dünyasıyla gerçek dünya arasındaki bağı simgelemenin ötesinde bir algı oluşturuyor.
 Örgüyle bütünlenen binlerce ilmek ve dokunun detayı, aslında bütünlenmiş olandan bağımsız bir hikayenin
izini taşıyor.
“Birdday” sanatçının kendisine ait “büyülü”yü yine kendisine özgü “gerçekler”le anlatıyor.

//

Like in her previous compositions, in “BirdDay” Merve Şendil intends to make the audiences’ job a little easier by using visuals which may boost up their imagination and are embodied projections of the imagery mentioned in her story. Among the different media which are used in embodiment of the visuals, especially braids and knots as symbol of their interwinedness, create a perception beyond symbolizing the bond between the artist’s perceptual world and reality.
 Details of the thousands of knots and texture which are completed by knittings actually bear the signs of a story which is independent from what is ‘completed’.

“BirdDay” explains the artist’s “magical” via her authentic “reality”.